Zorla çalıştırma nedir? ILO tanımı ve AB tüzüğündeki anlamı
Zorla çalıştırma, 1930 tarihli 29 sayılı ILO Sözleşmesi'ne göre herhangi bir kişiden ceza tehdidi altında istenen ve kişinin kendi isteğiyle üstlenmediği her türlü iş ya da hizmettir. AB Zorla Çalıştırma Tüzüğü bu tanımı olduğu gibi alıyor ve zorla çocuk çalıştırma ile devlet eliyle dayatılan zorla çalıştırmayı ayrıca adlandırıyor.
Tanımın iki ayağı var: ceza tehdidi ve gönüllü olmama. 'Ceza' yalnızca fiziksel şiddet değil; ücretin alıkonulması, kimlik belgelerine el konulması, borç, ihbar tehdidi ya da hareket kısıtlaması da olabilir. 'Gönüllü olmama' ise işe girerken verilen rızanın aldatma ya da baskıyla alınmış olmasını ya da işten ayrılma özgürlüğünün fiilen bulunmamasını kapsar. Düşük ücret ya da kötü çalışma koşulları tek başına zorla çalıştırma değildir; ama ILO'nun on bir göstergesinden birkaçının bir arada görülmesi, üzerine gidilmesi gereken bir örüntüdür. Komisyon Kılavuzu risk sözlüğünü tam olarak bu göstergelerden alıyor ve ERWAY'in tarama modülü her tedarikçi sorusunu ve her tarama eşleşmesini bu göstergelerden birine bağlıyor.
ILO'nun on bir göstergesi
Savunmasızlığın istismarı, aldatma, hareket kısıtlaması, tecrit, fiziksel ve cinsel şiddet, yıldırma ve tehdit, kimlik belgelerine el konulması, ücretlerin alıkonulması, borç esareti, kötü çalışma ve yaşam koşulları ve aşırı fazla mesai. Hiçbiri tek başına zorla çalıştırmayı kanıtlamaz; ILO birkaçının bir arada görüldüğü örüntüye bakılmasını söyler. Tedarik zincirinde en sık karşılaşılanlar göçmen işçilerden alınan işe alım ücretleri (borç esareti), pasaportların işverende tutulması ve ücret kesintileridir.
Devlet eliyle zorla çalıştırma neden ayrı?
Tüzük, kamu otoritelerince dayatılan zorla çalıştırmayı — 105 sayılı ILO Sözleşmesi'nde tarif edilen biçimleriyle — ayrıca tanımlıyor ve Kılavuz bu vakaları risk değerlendirmesinde öne alıyor. Nedeni pratik: bir tedarikçi kendi işe alım pratiğini düzeltebilir, ama bir devletin dayattığı düzeni değiştiremez. Bu yüzden Kılavuz, devlet eliyle vakalarda sorumlu biçimde ilişkiyi sonlandırmanın tek uygulanabilir yol olabileceğini söylüyor.
Tanımın tedarik zincirindeki karşılığı
AB tüzüğü için önemli olan, zincirin herhangi bir kademesinde bu tanıma giren bir işin ürüne katkı vermiş olup olmadığı. Bu yüzden şirketin kendi fabrikasındaki koşullar kadar, üçüncü kademedeki iplikçinin ya da madendeki taşeronun pratiği de sayılıyor. Yazılım tarafında bu, her tesisi bir kademeye, her kademeyi bir bileşene ve her bileşeni üründeki payına bağlayan bir harita ve o haritaya göstergeleri uygulayan bir tarama demek.
Sık sorulan sorular
- Zorla çalıştırma ile 'zorla emek' aynı şey mi?
- Evet; 'forced labour' Türkçeye hem 'zorla çalıştırma' hem 'zorla emek' olarak çevriliyor. ILO'nun Türkiye'nin de taraf olduğu 29 sayılı Sözleşmesi resmî çeviride 'zorla çalıştırma' ifadesini kullanıyor; bu sitede de aynı terim kullanılıyor.
- Düşük ücret ya da uzun mesai zorla çalıştırma sayılır mı?
- Tek başına hayır. Aşırı fazla mesai ILO'nun on bir göstergesinden biri; ama gösterge, kanıt değil. Fazla mesainin ceza tehdidiyle dayatılması, reddedenin ücretinin kesilmesi ya da işten ayrılmanın fiilen engellenmesi gibi başka göstergelerle birleştiğinde örüntü ortaya çıkar. Yazılım bu yüzden tek bir göstergeyi 'bulgu' değil 'işaret' olarak kaydeder ve kanıt ister.
- Türkiye bu tanımı tanıyor mu?
- Türkiye 29 sayılı ILO Sözleşmesi'ni 1998'de, 105 sayılı Sözleşme'yi 1961'de onayladı; Anayasa'nın 18. maddesi de angarya ve zorla çalıştırmayı yasaklıyor. AB tüzüğü Türk hukukuna doğrudan uygulanmıyor, ama tanım ortak: bir Türk üreticinin AB'li müşterisine sunacağı kanıt, aynı ILO göstergeleri üzerinden okunacak.
